Wednesday, March 18, 2009

Darbe Günlükleri

Tümüyle bir temizlik. SBF mezunu, yerel yönetimleri bilen eğitim almış subaylar var bu son şans olabilir. Yoksa daha kötü. Tümüyle bir yenilik. Her konuda. AB sürecini de engellemeyecek bir süreç. (YUH ?!!) Böyle olmalı. Medyanın durumu da bizi çok düşündürüyor. Çoğu satımlı. ABD ne yapar bizim harekete o belli değil. Öz Ör, Çetin, Tamer emekli edilirse bu iş bitmiş demektir. O da kanlı olur. Kom.lar da öyle düşünüyor. CHP'den birşey beklenmez. Bu hareket onları hesaba katmadan yapılacak.

AKP yükseliyor. Tek başına iktidara gelebilir. Bunlar Erbakan'dan daha beter. Erbakan'ı ararız. Laikliği sunaldırmak isteyeceklerdir. Mrkez sağdan bir kişi onlara geçecekti. Sordular "cemsede size de yer ayıyıyız" dedim. Öyle birşey olursa AB ma be dinlemeyiz. Ne AB'si ya.

Bu seçim sonuçlarına millet iradesi diyemiyorum. Bu ümmet iradesi. Demek ki biz daha ulus olamadık. Bu onun yansıması. Üniter devlet kurup halkı uluslaştırmak o kadar kolay değil. Aydınlanma hareketini tam olarak tamamlayamadık.

Yapılması gereken nedir? Şimdi darbe olmaz. 28 Şubat benzeri durum da zor. Artık tecrübe de kazandılar. Ama, yapılacak şu, korkutup yerlerinde tutmak, kendi hedefleri bakımından bir şey yapamayacakları bir yerde tutmak. Biz bunu yapmaya çalışacağız.

Şimdi bizi AB'ye almayacaklar. Bun Erdoğan da biliyor. Ama bazı şeyleri AB üzerinden yaptırabileceklerini bildikleri için böyle davranıyorlar. Temel amaçları, ordunun işlevini zayıflatmak. Ama buna biz izin vermeyiz.

Gül'e ben senin yerinde olsam, karının örtüsünü çıkarırım dedim. Kendi kararı dedi. Ben de insan karısına hakim olamaz mı dedim. Bunlar bize iyi yaklaşmaya çalışıyorlar, ama değişmediler. Böyle gidemez diyorlar.


Bu kez daha farklı diyorlar. Mesela, kesin çözüm için kaç yıl kalmak gerekir sorusuna yanıt arıyorlar. bugüne kadar 2-3 yıl kalındı yetmedi, acaba daha uzun mu kalmak gerekiyor diye düşünüyorlar” demek ki bu durum tartışılıyor. Öncekiler olmadı ne olur? Geçmişte denenip başarını olunmayanı başarmak diyorlar.


80 yılda adım adım bir yerlere getirdiğimiz Türkiye Cumhuriyeti'nin önümüzde mum gibi eridiğini görüyorum. Buna tahammül etmek çok zor. Şu anda Türkiye'nin durumu 1920'dir. Hatta şartlar daha zordur. Bu söylediğime dikkat edin, 1920. Atatürk o dönemde ne yaptıysa bizim de onu yapmamız gerekiyor. - Ama paşam bakin bir adiniz oldu, herkes sizi taniyor, sizden bir şey bekliyor.

Mustafa Balbay'ın günlüklerini okuyana kadar, 14 gündür süren tutukluluğunu "bir gazeteciye yapılan haksızlık" ile "Acaba böyle bir bağlantı gerçek olabilir mi?" sarkacında bir oraya bir buraya giderek, çoğunlukla muhalif sesin susturulmasına yoruyordum.

Ancak Balbay'ın bilgisayarından kurtarılanları okuyunca anladım. Ve üzüldüm. İster istemez "kendini önemli hale getirme çabası bu" diye düşündüm. Ahmet Altan'ın da bugünkü makalesini okuduğumda da okuyan herkesin bu şekilde yorumladığına inandım. Yasemin Conger de yazısında zanlı olarak etiketlenen gazetecilerin yazıları ve haberleri değil "gazetecilik dışı faaliyetleri" dolayısıyla bu konumda olduklarını hatırlatmış ve çok vurucu bir cümle yazmış:

" Darbe arayışındaki generallerin emir eri; hükümeti devirme,
Meclis’i kapatma hazırlığının propaganda sorumlusu; demokrasiye yani
topluma karşı bir silahlı hareketin asli unsuru olarak çalışan bir “gazeteci”nin,
bu faaliyete giriştiği andan itibaren meslekten fiilen çıktığını, “gazeteci” kimliğinin
artık sadece bir “kisve” olduğunu düşünüyorum. "

Bir köşe yazarından okur olarak beklediğim yorumdur, bir bakış açısı, bir görüş yazmasıdır. Amacı yayınlanan haberlerin, gelişmelerin değerlendirmesini yapması olmalıdır. Elbette sosyal yönü can alıcıdır, zira aydınlatır. Köşe yazarıyla görüşü paylaşın ya da paylaşmayın, bir diğer cepheden bakınca olayların nasıl göründüğünü yansıtır yazar. Yani okur için, halk için, kitleler için yazılır. Bir yazar zamanda nasıl oluyor da seslendiği toplumun demokratik hakkını arkadan bıçaklayabiliyor?

Mustafa Ünal şunu hatırlatıyor: "Bütün demokratik ülkelerde anayasal düzeni silahla değiştirmek en büyük suç. Cezası da ağır. "

Elbette suç.

Demokrasi, silahlı gücün hoşuna gitmeyen bir sonucu doğurduğunda da demokrasidir.

*Keep Tuned~Consti Reports*

No comments: